Sizden Gelenler

Çocukluğumuzun anılarındaki en canlı, en güzel sahnelerin girişiydi sarı renkli Ford kamyonun köye gelişi. Sarı Ford geldi mi başlardı aslında bayramlar. Mavi gözlü, güler yüzlü, dünyanın en iyi kalpli insanı amcam ve sülalemizin Denizli tayfası bir kamyona doluşmuş gelirdi köye. Aslında mutluluğun resmi olan sarı kamyon, 5-6 yaşlarımda sonum olacaktı ve bu satırlar da olmayacaktı. Kamyonla gezmeyi çok sevdiğimiz için amcam köy içinde bir yere giderken de kamyona binmemize izin verirdi. Çarşıya gittiğimiz bir gün amcam bakkala gitmek için el frenini çekerek kamyondan indi. Bir süre sonra el freniyle merakla oynarken el freni indi ve kamyon yokuş aşağı gitmeye başladı. Sağ taraf uçurum ve kamyonu durdurabilme ihtimalim yok. Kamyonun hareket ettiğini duyan/gören amcam koşarak gelmiş; kapıyı açıp kamyona binmeyi başarmıştı. O sırada yaşadığım korkuyu bir daha yaşamamışımdır herhalde. Bu melek gibi insan ne bana bağırdı ne kötü bir söz söyledi; hatta güldürerek beni sakinleştirdi. Bu olaydan 3-4 yıl sonra benim için dünyanın en iyisi melek olup aramızdan ayrıldı.

O yaşta arkasında kopyasını bıraktığını anlamam mümkün değildi tabii. Ta ki Ankara’da kırmızı bir belediye (EGO) otobüsünün içinde mavi gözlü, sarı saçlı, amcamla aynı boylarda kızını görene kadar… Kucağında 1 yaşında, uzun kirpikli, beyaz minicik bir kabanın içinde oğluyla oturan kadın bizlere yol göstermek için Ankara’ya gelmişti. Günay sülalesinin en büyük torununun hepimizin hayatında ne kadar önemli bir rol oynayacağını henüz bilmemize imkan yoktu. Hayatımda tanıdığım en güçlü kadınla o yılları birlikte yaşamak; ODTÜ’de okumaktan da mühendis olmaktan da ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir şeyden de çok ama çok daha değerliymiş. Özgür’ün annesine düşkünlüğünü o yıllara şahitlik edebildiğimiz için çok iyi anlayabiliyorum. Yaşadığı tüm zorluklara, mücadelelere rağmen bir olay ya da insan hakkında olumsuz tek bir kelime kullanmadan varlığını devam ettirebilmesi için melek olmak gerekir ya; demek ki Havva ablam melekmiş zaten. Geriye dönüp baktığında anlayabiliyorsun bunu ancak.

Sevginin, iyiliğin vücut bulmuş hali iki insan tanıdım: Adil Günay ve kızı Havva Günay Alp.

Havva ablamı tanıyıp da “Ya Havva ablam olsa ne yapardı?” diye düşünmemiş bir torun yoktur herhalde aramızda. Kötü düşüncelerden, enerjiden uzak tutuyor onun zihnimdeki yansıması. Olumlu düşün, onu yapmasının kendince sebebi vardır, ondan bekleme, sen ara, sen adım at…

“Abla hep sen arıyorsun, ben utanıyorum,” dediğimde; “Olsun, senin işlerin yoğundur, kafan meşguldür,” diyerek beni kendine daha da bağlayan güzel insan…

Amcam 42 yaşında, Havva ablam 62 yaşında bedenen aramızdan ayrıldı; fiziken görünmeseler de düşüncelerimin içinde onların ruhu geziyor. İçimde yaşamaya devam ediyor dediğim iki meleğin hep orada kalmalarıdır en büyük dileğim.

40 yıl önce kaybettiğim amcam yani baban, zihnimde ne kadar berrak ve huzur vericiyse; yaşadığım sürece senin varlığın da o kadar berrak ve mutluluk verici olacak canım ablam. Amcamla senin resmin zihnimde iç içe, ikinizi bir olarak resmediyor artık zihnim. Umarız gittiğiniz yerde birbirinizi bulmuşsunuzdur deriz ya; aslında zihnimizdeki imgeniz buluştuğunuzun kanıtı. Köye gelen sarı kamyon gibi kafamdaki iç içe geçmiş görüntünüz de içime büyük bir huzur veriyor.

Belki birlikteyken seni seviyorum dememişimdir ama seni o kadar çok seviyormuşum ki tek tesellim benimle birlikte yaşıyor olman…

— Ali Özgür Günay