Sizden Gelenler

1980 yılı… Sarı Devrimci, üniversiteye Ankara’ya gideceğim dedi. Bulunduğumuz sokak, mahalle ve çevrenin bunu anlamasını bırakın; tam karşısında oldular. Ben 8 yaşındaydım. Annem sokağın büyüğü olduğu için komşular sık sık bizde toplanırdı, ben de dinlerdim. Babam ve ailem ablamın tam arkasında durdu. “Ne yer, ne içer, nerede yaşar?” endişeleri herkesi sessizleştirse de sarıkızları başının çaresine bakardı.

Daha üç beş ay önce duvarımıza yazılan ülkücü sloganı Kezban ablamla sildikleri için gece evimize ayva büyüklüğünde taşlarla saldırı olmuştu. Ben deprem oldu diye uyanmış ve çok korkmuştum. Kafamızın üzerinden geçen o taşlar tesadüfen bize sadece korku ve nefreti bırakmıştı. Babam seferdeydi. Evde Ramazan amcam vardı. O zamanlar amcam bizimle kalıyordu. Büyüklerim bunu babamdan saklama kararı almıştı ama çocuk kafamla galiba iki gün sonra her şeyi anlatmıştım. Babam ve ailem bu konuda bir santim bile geri adım atmadan ablamın arkasında durmuştu. Hatta hiç topla tüfekle işi olmayan babam, benim de şahit olduğum şekilde bir akrabasından silah satın alıp taşlayanları öldürmek istedi. Mahallenin ağır abileri araya girip heriflerin babamdan özür dilemesini sağladılar ve olay daha fazla ileriye gitmedi.

17 yaşına kadar ablamı, yaz tatillerinde bana Ankara’dan getirdiği hediyelerden ve okumadığım kitaplardan hatırlıyorum. Kitap okumam için çok uğraştı ama ben ondan daha çok kamyoncularla takılınca emekleri nafile oldu. Ama onunla gurur duymayı ve övünmeyi de hiç ihmal etmedim. “Ablamın gözlükleri kitap okumaktan 8 numara oldu, o en az beş bin kitap okumuştur,” diye bol bol caka sattım.

1982 veya 1983 gibi bir yaz günü Havva ablam geldi ve anneme babama “Ben evleneceğim,” dedi. Damat adayını şöyle böyle diye tanıttı. Özellikle babamın ve benim yaşadığım şoku halen hatırlıyorum. Babamdan kaynaklı da olabilir, ben de hep ablalarımın hiç evlenmeyeceğini düşünürdürdüm. Ne gerek vardı ki? 😊 Bir hafta sonra babamla sefere gittik. Kıvranıyor ama tam dile getiremiyordu. Sonra şu şekilde mutabakata vardık: “Biz Erzurum gibi uzak bir şehre iş bulup tam düğün zamanı 10 gün kaybolalım, sonra düğün bitince gelip hayata devam ederiz.” Sonra o süreç tamamına ermedi ama bizden kaynaklı değildi elbette.

14 Ağustos 1986… En zoru annem, sonra ablamlar yaşadı. Kezban ablam bize bakmak için okulunu bırakıp geldi ve Denizli’de işe başladı. Annem geceleri uyuyamıyor, ablamlar onu teselli etmeye çalışıyorlardı. Başka kimseden fayda yoktu. Kimsenin bir şey bildiği veya görgüsü de yoktu. İbrahim ve Şerife çocukları, hayatlarında sadece dürüstçe çalışmayı ve hayatta kalmayı öğrenmişler. Çevremizde herkes, akrabalar dahil, yarı cahil ve çok fakirdi. Sanırım bunu koşullarına rağmen Ankara görmüş ablalarımız değiştirmeye başladı.

O yıllarda çekirdek ailem dışında herkesi silebilir, kalbini kırabilirdim. Bu kadar iyi, yardımsever, melek gibi bir insan niye ölürdü? Zaten gerçekten kamyonla son seferiydi; dizlerinden dolayı artık ambarda, ofiste çalışacaktı. Yıllarca kabullenemediğim bu gerçekle, hiçbir şeyi ciddiye almayarak ve mutluluğun olmadığına inanarak yaşadım. Sonraları kabullenmeye başladım ama hep şöyle dedim: “Biz kurbanımızı verdik, bedelimizi ödedik, artık sıralı ölümler olacak.” Olmuyormuş… Sağken size ışık saçan, çok şey öğreten sevdiklerinizin ölümleri de yine çok şey öğretiyor. Hepimizin yolculuğunda hep birer ışık olarak kalacaklar. ❤️❤️🙏

Ankara yılları, ablamın azıcık lokmasını sonuna kadar bizimle paylaştığı yıllar… Herkes için unutulmayan, 4 yaşındaki oğlunu 1 saat otobüste ayakta kucağında şehre tiyatroya götürmesi ve bundan hiç şikayet etmemesi… Her fırsatta bize konser bileti ayarlaması, gitmeyip satmamıza rağmen bize kızmaması, gülüp geçmesi… İnsanın iyi arkadaş ve dostları olabildiğini ilk Havva ablam öğretti bize. İşkence gören arkadaşından korkup uzaklaşmak yerine aynı evde ona daha çok sahip çıktı. Ablamı hep yarım tedrisatından geçtiğim sosyalist düşüncenin en ayakları yere basan üstadı görürdüm. Çok sonraları, belkide çıkmaz yollar önüne çıktığında meyil ettiği meditasyon ve metafizik kavramları ile çok şaka geçtim. Bunda hem onu koyduğum yerin hem de zaman içinde benim saplandığım yüzeysel pop kültürün etkisi vardı elbette. Bir gün çok net konuştu ve “Sende hatrım varsa Mecidiyeköy’deki transandantal meditasyon merkezine gelen ünlü Hintli guruya gideceksin,” dedi. Gittim, ne dedilerse yaptım ama finali gurunun ev tekstili ile meşgul ailesi ve neler yapabiliriz ile bitince, ablam bir daha ısrar etmedi. 😊 Ama her zaman şifasını mutlaka bana ulaştırmıştır. 🙏

Kendinden başka insanlara dokunup bu dünyadan giden herkesi hep güzel yâd edeceğiz. Sarı Devrimci veya Sarı Hoca; babamla senin yanına gelmek umuduyla umarım iyi insan olurum. Karnımdan da sevsem sizi çok sevdim. ❤️❤️

— Mustafa Günay