— Bahriye Yıldız ErcanCanım ablam, yine benden önce gitmiş onkolojinin kapısında beni bekliyorsun. İçimi ferahlatan, gönlümü durultan gülüşünle “Her şey güzel olacak merak etme, bunu da atlatacağız hep birlikte” diyorsun. Hiç usanmadan her tedavimde neredeyken geldin; şifalı ellerinle enseme dokunup bana dayanma gücü verdin.
Kara kışın ortasında “Gel ablam, havan değişsin biraz” deyip evine davet etmiştin. Mahallede sadece ikimiz varız. Senin evinin ilk kış mevsimi… O gün nasıl güzel sohbetimiz, nasıl güzel keyfimiz oldu. Ben üşümeyeyim diye sabaha kadar uyanıp uyanıp şömineyi harladın.
Ah ablacığım, birlikte yaşlanacaktık, söz vermiştik. Hatta bütün kızlar, sanki biz kadere meydan okuyabilirmişiz gibi arkada kalıp köyde senin evde buluşup yaşayacaktık. Çok güzel hayaller kurmuştuk be ablam. Çok erken olmadı mı gidişin? Sensiz kanadı kırık kuş gibi hissettik hepimiz. Ama bize öyle güzel öğretmişsin ki ablam; hepimiz “ablam olsaydı böyle isterdi” diyerek yaşamaya devam ediyoruz. Hiç merak etme, senin ektiğin insanlık tohumları içimizde filizleniyor. Birbirimize kuvvetle bağlanıyoruz.
Nil Asya’nın büyümesini senin gözlerinle izliyoruz. Senin sevdiğin gibi seviyoruz.
Ablam, kalbimizde her zaman ince bir sızı olacak biliyoruz ama biliyoruz ki anıların hep ısıtacak onu. Özlemin ve hasretinle…