Genel

Ortak Hayaller, Paralel Evrenler ve Akıllı Köy

Havva, tuz düzlüklerinde

Bundan tam bir sene önce, uzun süredir hayalini kurduğumuz İspanya gezimizin planlarını yapıyorduk.

Babamın vefatından sonra annem bir sene boyunca içine kapanmış, hayata karşı isyan eder hâle gelmişti. Babamın özellikle son zamanlarının oldukça zor geçmesi, annemde derin izler bırakmıştı. Bu yıpranmanın etkilerinin geçmesi kolay değildi.

Annem, kendine gelmeye başladıktan sonra pılını pırtını toplayıp tamamen köye taşınmıştı. Ona, uzun yıllardır kardeşleriyle birlikte hayalini kurdukları, büyük dededen kalma araziye tek katlı, güzel mi güzel, tam da ona yakışan bir ev yaptırmıştık. Annem, köye dönüşüyle birlikte bağ bahçe işlerine tam gaz yeniden başlamıştı.

Annemin bağ bahçe işlerine olan ilgisiyle bizim şarap hobimiz birleşince, dededen kalma içgüdülerin de etkisiyle hemen bir bağ satın almıştık. Annem sürekli bağa gidip geliyor, bakımını yapıyor, üzümleri nasıl daha iyi yetiştirebileceğimize dair araştırmalar yapıyordu. Bununla ilgili eğitimler bile almıştı.

Gelecekte bir şaraphane kurma hayaliyle bir yandan damak zevkimizi geliştirirken bir yandan da amatör şaraplarımızı yapıyorduk. Şaraphaneyi nereye kursak bizim için en güzeli olur diye harıl harıl yer arıyorduk. Tam da bu sırada, oldukça uygun bir fiyata denk getirdiğimiz bir araziyi satın aldık. Adını da Çınarüstü koyduk. Alt sınırında kocaman bir çınarın bulunduğu, manzarası çok güzel bir araziydi.

Çınarüstü’ndeki devasa çınar ağacı
Çınarüstü’ndeki yıllara meydan okuyan devasa çınar.

Hemen yola cephesi olan komşu arazileri de araştırmaya koyulduk. Demireren diye bir holdinge aitlerdi. Bu arazileri satın almak için iletişime geçtiğimizde, arazilerin devlete geçtiğini ve açık artırmayla satılacağını öğrendik. O andan itibaren her ay arazilerin satışa çıkıp çıkmadığını kontrol etmeye başladık. Uzun süre takip ettik, hayaller kurduk.

Şaraphanenin başında biz duramayacağımız için, yakınında yaşayacak olan annemin damak zevkini de geliştirmek istedik ve onu WSET Level 2 şarap tadım kursuna gönderdik. Hatta annemi gaza getirmek için şöyle demiştim:

“Anne, sınavı geçersen istediğin bir yere şarap turuna gideriz, olur mu?”

Boğaziçi’nden mezun olan kuzenim sınavdan kalırken annemin sınavı geçmesinin ardından yaşadığı mutluluk muazzamdı. “Şarap bölgesi olarak nereye gitmek istersin?” diye sorduğumda, şöyle demişti:

“Ribera del Duero’ya, İspanya’ya gidelim.”

Biz de şaşırmıştık:

“Anacığım, açık çek verdik, dünyanın her yerine gidebiliriz dedik. Niye İspanya? Üstelik daha önce de gittin. Neden başka bir yer seçmedin?”

Annemin cevabı çok netti:

“Tadımda en çok oranın şaraplarını sevdim, oğlum.”

Böylece annemin şarap rotası için hazırlıklarımıza başlamıştık.

Nil Asya’nın aramıza katılacağını öğrendikten sonra şarap turumuz yaklaşık iki sene ertelendi. Bu sırada ne şaraphane arazisini alabildik ne de şaraphane kurmak için somut bir adım atabildik. Ülkede ve sektörde işler genel olarak iyi gitmese de, bağlardan her sene zarar etsek de bu ortak hayalimizi gerçekleştirmek için bilgi ve tecrübemizi artırarak yolumuza devam ettik.

Nil Asya biraz büyüdükten sonra, “Artık turu daha fazla ertelemeyelim, gidelim.” dedik. Bu yıl doğum günümde ne yapsam diye çakallık peşinde olan ben de anneme verdiğimiz bu hediyeyi kendi doğum günüme denk getirerek bir taşla iki kuş vurma niyetindeydim. Gezimiz sırasında ziyaret edeceğimiz en güzel ve pahalı şaraphaneyi de kendime doğum günü hediyesi sayarak tam doğum günüme rezervasyon yaptım.

Ribera del Duero, coğrafi açıdan bildiğimiz İspanya’nın Çal’ı. Baya her şeyiyle Çal’a benzeyen bir yer. Tek farkı sanırım şarapçılığın devlet tarafından desteklenmesi ve uzun yıllardır bir kültür hâline gelmiş olması. Coğrafyasıyla, insanlarıyla, her şeyiyle baya benziyordu.

Ekim 2025

Annem bundan tam bir sene önce, bu tarihlerde İzmir’e geldi. Hem Nil Asya’nın bakımına yardımcı olmak hem de İspanya hazırlıklarını yapmak için.

Bize gelmeden üç dört gün önce bağda yürürken nefes darlığı yaşamış. Yıllardır akciğerleriyle ilgili sıkıntılar yaşardı. Babamla evlenirken, düğün zamanında zatürre geçirmiş ve akciğer kapasitesinde bir miktar kayıp yaşamıştı. 2021 yılında, henüz aşı olmamışken COVID geçirdiğinde de akciğerleri biraz daha zorlanmıştı. Yaşadığı alerjiler ve diğer rahatsızlıklar derken akciğerleriyle ilgili hep sorun yaşadığı için hemen bir göğüs hastalıkları uzmanına gitmişti.

Doktor, yaptığı tetkikler sonucunda nefes darlığının enfeksiyondan kaynaklandığını söylemiş; nefes almasını rahatlatacak bir inhaler ve yaşadığı ağrıları hafifletmek için bir ağrı kesici vermişti. İnhaler annemin nefes almasını rahatlatmış, ağrı kesici de yaşadığı ağrıları baskılamıştı.

İzmir’e yola çıktığı günün sabahında son kez doktora gidip kontrolünü yaptırmıştı. Doktor, “Geziye gidebilirsin, bir problem yok.” dedikten sonra annem mutlulukla, “Sıkıntı yok, her şey yolunda, geliyorum.” demiş ve yola çıkmıştı.

Bizde kaldığı süre boyunca ilaçlarını kullanmaya devam ediyordu. Yalnız bir gariplik vardı: Annem ne öksürüyordu ne burnu akıyordu ne de grip benzeri başka bir belirti gösteriyordu. Doktor, artık yeni virüslerin bu şekilde, hiç belirti vermeden de akciğerlere inebildiğini söylemiş. Bu yüzden durum bize garip gelse de fazla sorgulamamıştık. Hatta birkaç kez anneme, “Anne, iyisin sen, niye ağrı kesici içiyorsun?” diye sorduğumda, “Geceleri ara ara ağrım oluyor.” demişti.

Tarih 20 Ekim’i gösterdiğinde uçağımıza binmiştik. Uçağa binmeden önce, havalimanında annem Nil Asya’yı boynunda gezdiriyordu. Dört saatlik uçuşun ve iki saatlik araba yolculuğunun sonunda, akşam geç saatlerde Peñafiel’e vardık ve hemen dinlendik.

Yol boyunca Nil Asya uyuduğu için annemle önümüzdeki sene nerelere gideceğimizi, neler yapacağımızı planlıyorduk. En çok Moskova’ya, Gökhan abinin yanına gitmek istiyordu. Efem abi de sürekli İskoçya’ya çağırıyormuş, onun yanına da uğramak istiyordu. Bir de Mardin vardı. Uzun süredir gitmek istediği yerler listesinin ilk sıralarındaydı.

Sabah oldu. Bir mekâna uğradık.

Peñafiel’de bağ manzarası önünde Havva, Gülfiye, Nil Asya ve Özgür
Peñafiel’deki ilk sabahımız.

Öğlen oldu. Doğum günüm için ayarladığımız o görkemli şaraphaneye gittik.

Pago de Carraovejas şaraphanesinin giriş kapısı ve uzanan yolu
Doğum günü hediyem: Ribera del Duero’nun en ihtişamlı şaraphanelerinden Pago de Carraovejas.

Yolda sohbet ederken anneme şöyle demiştik:

“Anne, adamlar ne kadar büyük işler yapmışlar. Acaba biz bu şaraphane işinden vaz mı geçsek? Bu kadar emek veriyoruz, Türkiye’de hiç karşılığını alamıyoruz. Baksana, adamlar yıllardır neler yapmışlar, nerelere gelmişler. Yol yakınken hiç kendimizi yormadan vaz mı geçsek?”

Bunda tabii ki son bağbozumunda fiyatların berbat olmasının da etkisi vardı.

Annem de bize şöyle cevap vermişti:

“Evet oğlum, bence de biz bu işi bırakalım. Hiç uğraşmayalım. Şaraphaneye vereceğiniz parayla dünyada istediğiniz bütün şarapları içersiniz. Gerek yok.”

Arabamızı park ettik. Park ettiğimiz yerden şaraphaneye doğru hafif bir yokuş vardı. Yokuşu çıktık.

Yokuşun tepesine geldiğimizde annem şöyle dedi:

“Özgür, bana yine nefes darlığı geldi, biraz kötü oldum.”

Annemi hemen oturttuk. Su verdik, biraz sakinleştirdik. Oturup bekleyince biraz kendine geldi. “Daha iyiyim.” dedi.

O sırada kustu. Sonra bir daha kustu.

Acaba zehirlendi mi bu kadın, diye düşündük.

Ona sordum:

“Anne, doktor çağıralım mı? Ambulans falan? İyi misin?”

“Gerek yok, oğlum.”

Sonra nefesi biraz daha daralınca, “İnhaler otelde kaldı, gidip birlikte alalım mı?” diye sordu.

İşler biraz karışmaya başlayınca Gülfiye’ye, “Siz burada kalın, biz annemle gidelim.” dedim.

O sırada annem biraz bitkin düşmüştü.

Ona şöyle dedim:

“Anne, gel seni içeri götürelim. Soğuk soğuk da terlemişsin, burada iyice üşüme. Bu sırada ambulans da çağıralım.”

İçeri girdik. Doktor çağırdık ve beklemeye başladık.

Daha doktor gelmeden, annem otururken bir dakika içinde bayıldı.

Gerisini zaten biliyorsunuz.

Meğer annem 15 gündür kalp krizi geçiriyormuş. Bunca zaman boyunca konulan teşhis yanlışmış. Tam tersine, verilen ilaçlar hastalığı maskelemekle kalmamış, durumunu daha da kötüleştirmiş. Öyle kötü bir noktaya gelmiş ki artık kalbi dayanamaz hâle gelmiş. Ne müdahale denendiyse kurtarılamamış.

Havva, Pago de Carraovejas şaraphanesinin lobisinde otururken
21 Ekim 2025, saat 12:15 — annem bayılmadan sadece 15 dakika önce.

Tesadüf mü? Mesaj mı?

Tarih 1 Kasım.

Her ay gelen hatırlatmamız bu hafta da gelmişti.

UYAP kontrolü. Şaraphane arazisi için.

Hemen sildim ve o an ne yapıyorsam ona devam ettim. Sonra bir hiddetle şaraphaneyle ilgili ne kadar doküman varsa hepsini sildim. Baya öfkelenmiştim.

Sonra içime bir kurt düştü.

Acaba satışa çıktıysa? Hem de tam şu anda? Bilmek istemez miydim?

“Ne kaybederim?” deyip girdim ve baktım.

Evet, Demireren arazileri oradaydı. Satışa çıkacaktı.

Yıllar boyunca birlikte hayalini kurduğumuz yer, tam da annemin vefatının hemen ardından satışa çıkmıştı.

Uzun uzun düşünüp konuştuktan sonra, burayı almamanın bizde daha büyük bir soru işareti bırakacağına karar verdik.

“Girelim, istediğimiz fiyata alabilirsek alalım. Yoksa içimizde kalabilir. İstediğimiz fiyatı geçerse de zorlamayalım. En kötü ileride satarız.” dedik.

İhale günü geldi.

İstediğimiz yerleri aldık.

İçimizde bir mutluluk. Bir burukluk. Saçmalık.

Evrenin verdiği bir mesaj olduğuna inanırsan çok net bir mesajdı ama böyle mesaj mı olurdu aq?

Böyle bir mesaj için bütün küfürler edilebilirdi.

Gel zaman git zaman, annemden kalan işleri biz yapmaya başladık. Bağları takip ettik. En son onun karıştırdığı, onun elinin değdiği şarapları şişeledik. Son kez onun elinin değdiği üzümlerden, ona özel şaraplar yaptırdık.

Hâlâ hiçbir şekilde şaraphane kurma isteğimiz veya arzumuz yoktu. Ama annemin anısına sahip çıkmak, onun yaptığı işleri sürdürmek iyi geliyordu.

Onun adına da.

Aradan sekiz ay daha geçti.

Köyümüzün emlakçısı bizi aradı:

“Yanınızdaki arazide bulunan üzüm bağı ve cevizlik satılıyor, almak ister misiniz?”

Ben de şöyle dedim:

“Abi, orası zaten yıllardır satılıyor. Annem zamanında gidip gördüğünde bile fahiş fiyatlar istemişlerdi. Oralar o fiyatlara alınmaz.”

Annem yıllar önce, daha Demireren arazileri gündemimizde bile yokken, bizim arazinin hemen yanında olduğu için oradaki yaşlı amcayla görüşmüştü. Amca fahiş bir fiyat isteyince, “Yok artık!” deyip geri dönmüştü.

Ama bana da, “İleride Demireren arazilerini alıp bir şey yapacak olursak burayı da alırız.” diyordu.

Gülüp geçmiştim.

Mevcut durumundan dolayı burayı almayı hiç düşünmemiştim.

Meğer amca artık araziye bakamayacak kadar yaşlanmış, işlere yetişemez olmuş. Bu yüzden bir an önce elinden çıkarmak istiyormuş.

Aklımızda hiç yokken bir anda hayatımıza giriverdi bu bağ. Annemin yıllar önce evrene gönderdiği istek, o burada olmasa bile döndü dolaştı yine bizi buldu.

Yeni üzüm bağında gün batımı ve elde tutulan bir kadeh kırmızı şarap
Ailemize en son katılan bağdaki muhteşem gün batımı ve annemin elinden Çalkarası.

Kuantum’da Kaybolmak

Yaşadığımız evrenden farklı; paralel bir evrende Havva, Gülfiye ve Özgür, uzun yıllardır bekledikleri arazileri almanın keyfiyle şaraplarını yudumluyorlardı. Geçen sene Özgür’ün doğum günü için gittikleri Ribera del Duero’dan aldıkları o pahalı şarabı bir yıl daha yıllandırmış, bu seneki doğum gününde içmek için hazırlık yapıyorlardı.

Bu evrende ise bütün kötü tesadüfler olmuş, basiretler bağlanmış, Havva aramızdan ayrılmıştı. Fakat onun dışındaki bütün olaylar, sanki o hâlâ hayatımızdaymışçasına gerçekleşmeye devam etmişti.

Evren sanki bir saniyeliğine enerji patlaması yaşamış ve o anda hiç olmaması gereken, düzeltilemez bir problem oluşmuştu. Big bang ile 15 milyar yıl önce oluşan evren, 37 yıl önce oluşmuş benim doğum günümde, hatta doğum saatimde annemi aramızdan almıştı. Artık bu evrende Havva yoktu. Kadehler artık onunla birlikte değil, onun için kalkıyordu. Belki 1 milyar farklı evrenin sadece bir tanesinde bu olay yaşanmıştı, o da gelip bizim evreni bulmuştu.

Yaşadığımız bu evrende; Gülfiye, Özgür ve Nil Asya ise Havva adına yaptıkları bağışla hayata geçirilen akıllı köyün açılışı için Afrika’ya doğru yola çıkıyorlardı.

Havva’nın bu evrende kaybolan ışığı, bambaşka bir coğrafyada 209 kişiye umut olacak.

 

✿